Kodlarla Dövüşen Adam:HF

Forum


    Bilgi Paylaşım Formu
    Sormak istediğniz herşeyi sorabilir, paylaşımda bulunabilirsiniz...

Hakkında


    Her yıl yapılan 'en iyi buğday' yarışmasını yine aynı çiftçi kazanmıştı. Çiftçiye bu işin sırrı soruldu...




Bir Hikaye: En iyi Buğday
Her yıl yapılan 'en iyi buğday' yarışmasını yine aynı çiftçi kazanmıştı. Çiftçiye bu işin sırrı soruldu. Çiftçi,

- "Benim sırrımın cevabı, kendi buğday tohumlarımı komşularımla paylaşmakta yatıyor" dedi.

Elinizdeki kaliteli tohumları rakiplerinizle mi paylaşıyorsunuz? Ama neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuyorsunuz? diye sorulduğunda, devamını oku...


Bilgi Paylaşımı grubumuza kayıt olun...
Grubu ziyaret et!
Hafta içi hergün bir adet komik, eğlenceli yada
ilginç video ve güncel full program sizlerle...

Tümünü Göster / Kapat




Big Dog Robot




Arap Köy
3D Wallpapers
Photoshopar
Komplo Var
Pazarlama©a
Uğra Buraya
FreGEN
Kuş ve Balık Evi
Hakan-Fan


ÖrneXiteler
Afilli Yalnızlık
Ali Web1
Bzmcty
Cixin Mekanı
İddaa Zamanı
İstanbul Rehberi
Orjinal Game
Sanalcity


HackeR FrienD

london1

< Geri Dön <

ARRIVING IN LONDON


    There was a big crowd in the Folkstone train, but the Millers and the children were glad to hear people speaking English. They had breakfast in the restaurant and Mr. Miller said, "Although this isn't our best tea, it is still good English tea."
    “It is very nice indeed,” Zeynep said. “I think I’ll drink tea all the time in England although I like milk very much.”
    “Can’t we get some more bread?” Ahmet asked. “I am really hungry.”
    “In England you’ll eat more meals and less bread.” Mr. Miller said.
    “With most of our meals we don’t eat a slice of bread. But if you want, the waiter will bring you more bread.”
    “Will you open that window, please?” Mr. Miller said to the waiter. “It is getting hotter and hotter.”
    “Of course, sir,” the waiter said and opened the window.
    “What time shall we arrive in London?” Zeynep asked Mr. Miller.
    “I think we’ll be there at six o’clock. We’ll have dinner at Victoria station. So, if you are hungry too, I’ll tell the waiter to bring us some more toast and butter.”
    “No, I am not, thank you.” Zeynep answered. “After that rough sea I don’t think I can eat anything. I’ll drink more tea.”
    Victoria station was larger than the stations in Paris. There were more trains coming in and going out.
    “Zeynep wiil get lost easily here.” Ahmet said, smiling. Zeynep looked at her brother angrily at first, but then she, too smiled and said, “If you mean our Paris metro trip, we enjoyed every minute of it.”
    “If you get lost here,” Mr. Miller said, “everybody will try to help you. But our underground trains are easier to learn. And there are a lot of buses going everywhere. At the bus stops you’ll see numbers. These numbers are bus numbers. All the buses do not stop at all the bus stops. The numbers show you which buses will stop at that bus stop.”
    “Did you ever take a wrong bus Mr. Miller?” asked Zeynep.
    “Oh, yes. When I first came to London from Liverpool, somebody gave me the address of a good hotel. I wanted to go there by bus. I didn’t want to ask anybody. So I began to take buses but I couldn’t find the hotel. After about seven buses I came back to the station. Then I asked the policeman. The hotel was in the street nearest to the station.”
    When they came out of Victoria station there were no taxis. So they waited for ten minutes. Then they found an empty taxi. Following Victoria Street they passed Charing Cross Road, Tottenham Court Road and they arrived at Euston Street at Euston Square. The Millers lived in a very nice house on this street.



LONDRA’YA VARIŞ

    Folkstone treninde büyük bir kalabalık vardı, fakat Millerler ve çocuklar İngilizce konuşan insanları duymaktan memnundular. Lokantada (restoranda) kahvaltı ettiler, Mrs. Miller; “Bu her ne kadar bizim en iyi çayımız değilse de, yine de iyi İngiliz çayıdır.” dedi.
    Zeynep, “Hakikaten çok hoş.” dedi. “Her ne kadar sütü çok seversem de galiba İngiltere’de hep çay içeceğim.
    Ahmet, “Biraz fazla ekmek alamaz mıyız?” diye sordu. “Doğrusu çok açım.”
    Mr. Miller, "İngiltere'de daha fazla yemek, daha az ekmek yiyeceksiniz." dedi. "Yemeklerimizin çoğuyla (ekserisiyle) bir dilim ekmek yemeyiz. Fakat istersen, garson sana daha ekmek getirecek."
    Mr. Miller garsona, "Lütfen şu pencereyi açar mısınız?" dedi.  "Gittikçe sıcaklaşıyor."
    Garson, "Tabii, efendim," dedi ve pencereyi açtı.
    Zeynep Mr. Miller'e, "Londra'ya saat kaçta varacağız?" diye sordu.
    "Zannederim saat altıda orada olcağız. Victoria istasyonunda akşam yemeği yiyeceğiz. Bu sebepten sen de açsan garsona bize biraz daha kızarmış ekmek ve tereyağ getirmesini söyleyeceğim."
    Zeynep, "Hayır değilim, teşekkür ederim," diye cevap verdi. "Şu dalgalı denizden sonra bir şey  yiyebileceğimi zannetmiyorum. Daha çay içeceğim."
    Victorya istasyonu Paris'teki istasyonlardan daha büyüktü. Giren ve çıkan daha fazla trenler vardı.
    Ahmet gülümseyerek, "Zeynep burada kolayca kaybolacak." dedi. Zeynep biraderine önce kızgın bir şekilde baktı, fakat sonra o da gülümsedi ve "Paris metro seyahatimizi kastediyorsan, onun her dakikasından zevk aldık." dedi.
    Mr. Miller, "Burada kaybolursanız," dedi, "herkes size yardım etmeye çalışacak. Fakat bizim yeraltı trenlerimiz, anlamak için (anlamak bakımından)  daha kolaydır. Her yere giden birçok otobüsler vardır. Otobüs duraklarında numaralar göreceksiniz. Bu numaralar otobüs numaralarıdır. Bütün otobüsler bütün otobüs duraklarında durmazlar. Numaralar size hangi otobüslerin bu durakta duracağını gösterir."
    Zeynep, "Siz yanlış bir otobüse bindiniz mi Mr. Miller?" diye sordu.
    "Ooo... evet, Londra'ya Liverpool'dan ilk geldiğim zaman biri bana iyi bir otelin adresini verdi. Oraya otobüsle gitmek istedim. Kimseye sormak istemedim. Böylece otobüslere binmeye başladım fakat oteli bulamadım. Aşağı yukarı yedi otobüsten sonra istasyona döndüm. O zaman polise sordum. Otel istasyona en yakın caddedeydi."
    Victoria istasyonundan çıktıkları zaman hiç taksi yoktu. Bu sebepten on dakika beklediler. Sonra bir boş taksi buldular. Victoria caddesini takip ederek Charing Cross Road, Tottenham Court Road'u geçtiler ve Euston meydanında Euston caddesine vardılar. Millerler bu caddede çok güzel bir evde oturuyorlardı.

< Geri Dön <





Bu site 1024x768 çözünürlük ve üzeri,
32 bit görüntü kalitesi ile
FF1, IE7 ve Google Chrome
tarayıcıları için optimize edilmiştir.
Alıntı olarak göstermek şartıyla
sitemizdeki tüm içeriği kullanabilirsiniz.




Etiketler: CSS|Wordpress|Joomla|HTML|JAVA|Tasarım|Photoshop|İngilizce|Google Adsense|Google Pagerank|Tekno Bilgi|Tekno Haber|Bilgi Paylaşımı|


Zulüm, başkasına ait olanları sahiplenmektir ve Allah zulmedenlerin yanında değildir!





=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=